Çocuğun cinsel istismarı. İstismar iddiasının ispatı şartı. 8 yıl sonra şikayet edilmesi.

Çocuğun cinsel istismarı. İstismar iddiasının ispatı şartı. 8 yıl sonra şikayet edilmesi.

Cinsel istismar iddiası sırasında 8-9 yaşlarında olan mağdurenin olaydan 8 yıl sonra adli mercilere başvurarak dava açılması sonrası Yargıtay kararı.
 

Ceza Genel Kurulu         2021/371 E.  ,  2025/28 K.

İçtihat Metni

KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 302-701

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-1. cümlesi, 43/2-1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.07.2019 tarihli ve 216-260 sayılı hükme yönelik sanık müdafileri ve katılan … vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 27.11.2019 tarih ve 2624-1500 sayı ile; İlk Derece Mahkemesinin kararı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak sanığın sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/1-2. cümlesi, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.

Bu hükmün de sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 01.02.2021 tarih ve 1032-793 sayı ile; .. Olayın intikal şekli ve süresi, mağdurenin aşamalardaki çelişkili beyanları, adli görüşme değerlendirme ile sosyal inceleme raporlarındaki gözlemler ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, anığın müsnet suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi.., isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi ise 28.04.2021 tarih ve 302-701 sayı ile Mağdurelerin birbirlerini doğrulayan ve şikayetçi olmamalarına rağmen aşamalarda özünde değişmeyen ayrıntılı cinsel istismarın nasıl yapıldığına ilişkin beyanlarda bulunmuş olmaları, …’nin bu olayının kolluğa yansımasından sonra … …’nun da sanığın gerçekleştirdiği cinsel istismar eylemlerini şikayet konusu yapılması, mağdurların sanığa iftira etmelerini gerektirir makul, kabul edilebilir ve hayatın olağan akışına uygun bir gerekçenin ileri sürülememiş olması, sanığın …’yi erkek arkadaşından ayırdığı için iftira ettiğine ilişkin iddiasının da gerek …’nin yaşı ve gerekse diğer mağdur …’nun ilk kez cinsel istismar olayının yaşandığı parkta ki hadise konusunda özünde değişmeyen beyanlarda bulunmuş olmaları ve mağdure …’nin … isimli kişiyle 1-2 ay kadar duygusal bir arkadaşlığının olduğunu belirtip tanık olarak dinlenen …’in ise 1 hafta kadar duygusal bir yakınlığının olduğunu belirtmesi, bu duygusal yakınlıkla ilgili olarak okulunun yanında ki parkta bir iki kez sabah saatlerinde buluşmadan öteye geçmeyen bir arkadaşlıklarının olması şeklindeki gerekçeyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün, sanık müdafileri ve katılan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.06.2021 tarihli ve 73519 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.10.2021 tarih, 23476-8383 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIK KONUSU

Direnmenin kapsamına göre inceleme sanığın mağdure …’e yönelik eylemiyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, mağdure …’e yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık …’ın mağdure …’in teyzesinin damadı olduğu,
16.03.2018 tarihinde psikolog tarafından mağdure hakkında düzenlenen adli görüşme ve değerlendirme raporuna göre; mağdurenin kendisine sorulan sorulara detaylı cevaplar verdiği, ifadelerinde tutarlı ve iletişime açık bir tutum sergilediği, mağdurenin cinsel istismara uğradığı kanaatine varıldığı,
Anlaşılmıştır.

Mağdure …; sanığın inceleme dışı mağdure … ve kendisini parka götürdüğünü, parka doğru yürürlerken sanığın bazen elini tuttuğunu, bazen kolunu omuzuna attığını, bir ara sanığın …’yi bıraktığını ve elini kendisinin cinsel organına götürdüğünü, …’nin bu durumu görmediğini, daha sonra parkta dondurma yediklerini, sanığın sapık sapık şeyler söylediğini, Görmek ister misiniz? dediğini, sanığa cevap vermediklerini, kendi aralarında konuştuklarını, çünkü sanıktan korktuklarını, bir ara sanığın kendilerini karanlık olan başka bir yere götürmeye çalıştığını, bunun üzerine … ile birlikte bulundukları yerden kaçtıklarını ve eve gittiklerini, bu olayın sekiz yıl önce yaşandığını, inceleme dışı mağdure …’nin yazları ve hafta sonları sanığın evinde kaldığını, kendisiyle görüştüğünde …’nin … bak yine böyle yaptı, ben üstümü değiştirirken odaya girmeye çalıştı. dediğini, 2017 yılının başlarında sanığın eşi tanık …’ye kalmaya gittiğini, sanığın uyandığında yüzünü okşayıp Hadi kalk canım yeğenim. dediğini, annesi ile birlikte sanığın evlerine gittiklerinde sanığın hem annesine hem de kendisine sarıldığını, bu sırada sanığın cinsel organının, vücuduna değdiğini hissettiğini, sanığın bu hareketlerini eşi olan tanık … varken yapmadığını, 2017 yılında tanık …’nin kız kardeşinin evlenmesi sebebiyle onlarda kaldıklarını, inceleme dışı mağdure …’yle birlikte aynı odada kaldıklarını, bir ara uyandığında …’nin arkasında sanığın yattığını gördüğünü, hatta sanığın, kendisine Sen uyu. dediğini, uyandıktan sonra …’ye bu durumu sorduğunu, ancak …’nin Hayır, ben fark etmedim. dediğini, sanığın bu davranışlarını çocuklarına da gerçekleştirme ihtimali olduğundan cezalandırılmasını istediğini, şikâyetçi olduğunu,

İnceleme dışı mağdure …; 9 yaşındayken eniştesi olan sanığın mağdure … ile birlikte kendilerini parka götürmek istediğini ve birlikte parka gittiklerini, parkta oyun oynadıktan sonra sanığın birden bire Öpelim birbirimizi tarzında bir muhabbet başlattığını, sanığın anlatmak istediğinin ilişkiye girmek olduğunu, mağdure … ile birlikte kaçtıklarını, sanığın sarılmasının iyi niyetli bir sarılma olmadığını, kendilerine sapıkça yaklaştığını, eve döndüklerinde ailelerinin kendilerine inanmayacağını düşünerek bu olaydan bahsetmediklerini,

Tanık …; inceleme dışı mağdure …’nin okulunda … öğretmeni olarak görev yaptığını, 26.02.2018 günü …’nin yanına gelerek Hocam ablamın eşi bana 8 yıldır tecavüz ediyor. dediğini, bunun üzerine olayı rehberlik öğretmenine bildirdiklerini,
Tanık …; inceleme dışı mağdure …’nin okulunda … öğretmeni olarak görev yaptığını, iki yıl kadar önce …’nin yanına gelip ablasının kocası tarafından tacize maruz kaldığını ve bunun yaklaşık altı yıldır sürdüğünü anlattığını,

Sanık …; inceleme dışı mağdure …’nin, baldızı olduğunu ve son bir yıldır onu evine kabul etmediğini, çünkü yaklaşık iki buçuk yıl önce eşinin hamile olduğu zamanda inceleme dışı mağdure …’nin kendileriyle birlikte aynı evde kaldığını, … ve yanında çalışan tanık …’in tadilat işi yapılırken yakınlaşıp arkadaş olduklarını, hatta onları bir seferinde dışarıda gezerlerken gördüğünü, yaşlarının küçük olması sebebiyle kendilerine tepki gösterdiğini, sonrasında tanık …’in …’den ayrıldığını, bunun üzerine …’nin kendisine Senin başına iş açarım. şeklinde söylemlerde bulunduğunu, bu sebeple inceleme dışı mağdur … ile aralarında bir soğukluk yaşandığını, daha sonra kendisinden özür dileyen …’nin, eşi olan ablasını kıskandığını, suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur.

IV. GEREKÇE

Anayası’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.

Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).

Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı’ndaki gerekçesinde bu duruma: Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur. denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır. (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach’a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.

Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).

Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).

Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te’lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Olay tarihi itibarıyla 8-9 yaşlarında olan mağdure …’in, teyzesinin damadı olan sanık tarafından, yanlarında inceleme dışı mağdure … de olduğu hâlde parka götürüldüğünü, bu sırada elinden tutan sanığın bir süre sonra elini kendi cinsel organına değdirecek şekilde çektiği, parkta otururken de cinsel organını kastederek Görmek ister misin? Göstereyim mi? dediği, bunun üzerine mağdurenin inceleme dışı mağdure … ile birlikte olay yerinden kaçtığı, 2017 yılının başlarında da evine gittiği sanığın, cinsel organını hissedeceği şekilde mağdureye sarıldığı iddia edilen olayda;

Olayı yaklaşık sekiz yıl sonra adli mercilere intikal ettiren inceleme dışı mağdure …’nin mağdure …’ya yönelik herhangi bir eylemden bahsetmemesi, bu itibarla mağdurenin sanığa yönelik cinsel istismar iddialarının soyut nitelik taşıması ve sanığın tüm aşamalarda mağdureye yönelik cinsel istismarda bulunmadığına dair aksi kanıtlanamayan savunmaları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa isnat edilen sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 28.04.2021 tarihli ve 302-701 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, mağdure …’e yönelik sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.01.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
 

 

 

 

 

 

yargitay.gov.tr